Neredeyse kılıç kalkan birbirimizi öldüreceğiz
Kılıçdaroğlu: Neredeyse kılıç kalkan birbirimizi öldüreceğiz

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:

Yerel seçimlerden sonra ilk grup toplantımız. Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz, onur verdiniz.
“Beynelmilel” filminin belleklerimizde önemli bir yer tuttuğunu biliyorum. O filmin bir kahramanı Dilber Ay vardı, söylediği türküleri hepimiz biliyoruz. Onu bugün kaybettik, Allahtan rahmet diliyoruz. Adalet yürüyüşüne katılmıştı, birlikte güzel bir sohbetimiz olmuştu. Bütün sanat camiasına başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer vatandaşlarım; hangi siyasi görüşten olursa olsun, hangi kimlikten olursa olsun, al bayrağın altında yaşamaktan onur duyan bütün vatandaşlarıma Cumhuriyet Halk Partisi grubundan selamlarımızı ve sevgilerimizi saygılarımızı gönderiyoruz.

MART’IN SONUNDA BAHAR GELDİ, BAHARINIZ KUTLU OLSUN

Demiştik ki “Mart’ın sonu bahar olacak” diye, öyle bir düşüncemiz vardı. Neden Mart’ın sonu bahar demiştik? Bahar hepimizin özlemle beklediği bir aydır, bahar bir mevsimdir. Kışın atmosferinden kurtulmak, ağaçların tabiatın canlandığını görmek, baharı yaşamak hepimizin en büyük arzularından birisidir. Ve Mart’ın sonu bahar demiştik, Mart’ın sonunda bahar geldi, baharınız kutlu olsun.

Kuşkusuz Mart’ın sonu bahar dedik, ama Türkiye’ye iyi gelsin dedik, ama sonuçta sadece Cumhuriyet Halk Partisi değil, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti gibi diğer partilerimiz de baharın gelmesi için ortak çaba gösterdiler. Ben buradan Cumhuriyet Halk Partisi belediye başkanlarına oy veren bütün vatandaşlarıma yürekten teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunuyorum. Eğer bir bahar geldiyse, o baharı yaşatanlar onlardır, demokrasidir o baharı yaşatan. Dolayısıyla altı büyükşehir belediye başkanımız vardı, başarılı belediye başkanlarıydı, onlar görevlerinin başındaydı yeniden seçildiler. Mansur Yavaş Ankara’ya baharı getirdi. İstanbul’da Ekrem İmamoğlu İstanbul’a baharı getirdi, Adana’da Zeydan Karalar Adana’ya baharı getirdi, Mersin’de Vahap Seçer Mersin’e baharı getirdi, Antalya’dan Muhittin Böcek Antalya’ya baharı getirdi. Baharı getirmek kolay, ama baharı sürdürmemiz lazım. O nedenle bütün belediye başkanı arkadaşlarıma şunu söyledim: Asıl görev şimdi başlıyor. Mazbatayı aldığınız günün ertesi gününden itibaren, bir sonraki beş yılın hazırlıklarını şimdiden yapın, verdiğiniz her sözü yerine getirin dedim ve 10 maddelik bir temel ilkeler belirledik.

VERDİĞİMİZ HER SÖZÜN ARKASINDA DURACAĞIZ

Partizanlık yapmayacaksınız, söz verdiniz bütün beldeyi kucaklayacaksınız, söz verdiniz asgari ücret net 2 bin 200 lira olacak, bunun hazırlıklarını yapın dedik. Verdiğimiz her sözün arkasında duracağız, her sözün! Ve bu beldelerde yaşayan vatandaşlar şunu görecekler. İyi ki biz oyumuzu Cumhuriyet Halk Partili bir belediye başkanına verdik ve o belediye başkanı bu kente huzuru getirdi, bu kente bereketi getirdi, bu kentte ayrımcılığı kaldırdı ve bu kentin bütün insanlarına oy versin vermesin hepsini kucakladı. Bu algıyı toplumun belleğine yerleştireceğiz. Biz ülkemizi seven, beldemizi seven, insanımızı seven bir anlayışla yola devam edeceğiz.
Elbette bu seçimler eşit koşullarda olmadı. Bütün medya onların emrindeydi, bütün billboardlar onların emrindeydi, bütün duvarlar onların emrindeydi. Ufak tefek yerlerde bizim ilanlarımız çıkıyordu, ama onları ya geceden kaldırıyorlardı veya bizim belediye başkan adaylarımızın küçük afişlerini gece söküp götürüyorlardı. Ama hep şunu söyledim, “Ne yaparlarsa yapsınlar bu milletin ferasetine güveniyorum, bu millet demokrasiden yana tavır alacaktır” dedim.

Bizi en ağır dille suçladılar. Aklın mantığın alamayacağı, hayal edemeyeceğimiz suçlamalarla karşı karşıya kaldık. Ama dilimizi bozmadık, ne derlerse desinler biz halkımıza kendi politikalarımızı anlattık, neleri yapacağımızı söyledik. Neleri yapamayacağımızı da söyledik. Halkı kandırmadık, verdiğimiz her sözün arkasında durmaya özen gösterdik ve verdiğimiz vaatleri oturup günlerce tartıştık. Bu vaadi veriyoruz, ama bunun gereğini yapabilir miyiz yapamaz mıyız? Yapabileceklerimizi söyledik ve halkın desteğini aldık ve sonuçta başarılı olduk. Bu başarının arkasında demokrasiye inanan, demokrasiden yana tavır alan bütün vatandaşlarımız var. Bu nedenle bütün vatandaşlarıma şükran borçluyum ve onlara sevgilerimi saygılarımı gönderiyorum.

YÜKSEK SEÇİM KURULU YASALARA VE DAHA ÖNCE ALDIĞI KARARLARA UYMAK ZORUNDADIR

Bir arkadaşımız var mazbatayı aldı, ama Yüksek Seçim Kurulu hâlâ karar vermedi. Niçin? Bakın değerli arkadaşlar, 31 Mart’ta sandığa gittik, bugün 30 Nisan, aradan bir ay geçti. Hukukun üstünlüğünü savunduk, hukuktan yana tavır takındık. Her seferinde uyardık, Yüksek Seçim Kurulunda görev yapan yargıçlar Yargıtay’dan ve Danıştay’dan gidiyor. Yani sıradan yargıçlar değil bunlar, yani belli bir süre görev yapmış ve belli bir noktaya gelmiş olan kişiler ve bunlar her ortamda hukukun üstünlüğünü savunmak zorundadırlar ve bunlar siyasal baskılara göğüs germek, o siyasal baskılara prim vermemek zorundadırlar. O nedenle Yüksek Seçim Kurulunun bu süreci bir an önce sonlandırması ve Ekrem İmamoğlu’nu İstanbul’un Büyükşehir Belediye Başkanı olarak ilan etmesini bekliyoruz.

Diyeceksiniz ki, başka bir seçenek var mı? Hiçbir seçenek yok. 39 ilçede vatandaşlar gittiler oy kullandılar. 39 ilçedeki bütün geçersiz oylar yeniden sayıldı. Eyvallah, itiraz ettik mi? Hayır. Sayın diyorsunuz, buyurun sayın, biz kendimize güveniyoruz, İstanbullulara da güveniyoruz. Sayın dedik, saydılar. Kim çıktı? Ekrem İmamoğlu. Yetmedi, 6 ilçede bütün oyları sayacağız dediler, buyurun sayın beyler. Ne oldu? Ekrem İmamoğlu’nun oyları biraz daha arttı. Sonra ne oldu? 22 ilçede, dediler ki 22 ilçede sondaj yöntemiyle, yani örnekleme yöntemiyle 57 sandığı seçeceğiz, 57 sandığı ayrıca sayacağız. Buyurun sayın. Seçtiler 57 sandığı bir daha saydılar, kim çıktı? Ekrem İmamoğlu çıktı. Allah aşkına ne bekliyorsunuz siz?
Aşağıdan yukarıya doğru sayıyorlar Ekrem İmamoğlu, yukarıdan aşağıya doğru sayıyorlar Ekrem İmamoğlu, sağdan sola sayıyorlar Ekrem İmamoğlu, soldan sağa sayıyorlar Ekrem İmamoğlu, daha ne yapacaksınız siz?
Biz şunu bekliyoruz. Yüksek Seçim Kurulu yasalara ve daha önce aldığı kararlara uymak zorundadır. Kanuna uyacak, daha önce de uyduğu, kanunun gereği olarak verdiği içtihatlara aynen uyacak, biz de bunu bekliyoruz.
Başka… Seçimde kaybedenlerin, devletin gücünü kullanarak ürettikleri yasadışı gerekçeleri reddetmek zorundadırlar. Başka… İktidar sahiplerinin Yüksek Seçim Kurulu üzerinde kurdukları baskılara prim vermemek, boyun eğmemek zorundadır Yüksek Seçim Kurulu. Başka… Üstünlerin hukukunu değil, hukukun üstünlüğünü savunmak zorundadır Yüksek Seçim Kurulu. Başka… Yüksek Seçim Kurulu iktidar sahiplerinin güçlerini kullanarak, demokrasiye karşı kurulan kumpası bozmak zorundadır. Biz Yüksek Seçim Kurulundan bunu bekliyoruz. Böyle 3 Mayıs, 4 Mayıs, 7 Mayıs değil, bir an önce kararı verin ve Türkiye gerçek gündemine dönmüş olsun, Türkiye seçim atmosferinden kurtulmuş olsun.

TÜRKİYE GERÇEK GÜNDEMİNE DÖNMELİ

Türkiye’nin gerçek gündeminde ne var? Türkiye’nin gerçek gündeminde bu var arkadaşlar; bir vatandaş borçları nedeniyle –evli çocukları var- borcunu ödeyemiyor, otobüs durağına ilan asıyor telefonunu yazıyor, bir böbreğimi satıyorum, alıcısı varsa satacağım diyor böbreğimi. 21.Yüzyılın Türkiye’sinden söz ediyorum. Daha önce bir grup toplantısında bir kadının çöp konteynırından nasıl çöp topladığını açıklamıştım, kıyamet kopmuştu. Sonra bir kadın çıktı, efendim o kadın benim, benim dört katlı apartmanım var, bilmem şudur budur. Bunun için ne diyecekler acaba, kimi bulacaklar merak ediyorum. Evet, bu hayatın gerçeği, Türkiye’nin gerçeği. Açık açık, çocuklarına bakmak, ailesine bakmak, borçlarını ödemek için böbreğini satışa çıkaran bir vatandaş. 21.Yüzyılın Türkiye’sinde geldiğimiz nokta budur.

İktidar sahipleri bundan utanır mı? Hayır. İktidar sahipleri, biz ülkeyi nasıl bu hale getirdik diye düşünür mü? Hayır. Çünkü iktidar sahipleri halktan kopmuş vaziyette, sarayın sorunu ayrı vatandaşın sorunu ayrı; sarayın sorunu koltuğumu nasıl korurum, vatandaşın konusu ise karnımı nasıl doyururum. İkisinin arasında dağlar kadar fark var.
İşsizlik aldı başına gidiyor. Ekonomiyi kime teslim etmişler? Damada. Hanedanla koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti yönetilir mi? Damat hayatı boyunca açlık nedir biliyor mu, yoksulluk nedir biliyor mu, işsizlik nedir biliyor mu, bir ev nasıl geçindirilir biliyor mu, asgari ücretle bir aile nasıl geçindirilir biliyor mu, damat kira ödüyor mu? Damat ballarla kaymaklarla besleniyor, bir ekmeğin fiyatını damat biliyor mu, bir kilo soğanın fiyatını damat biliyor mu? Hiçbirisini bilmiyor. Ekonomiyi teslim etmişler, ekonomiyi düzeltecek diye. Kendi hallerini düzeltiyorlar, kendi mutfaklarını düzeltiyorlar, kendi ikballerini düzeltiyorlar vatandaşı değil.

165 MİLYAR DOLAR FAİZ ÖDEYECEKSİN, VATANDAŞ SONUNDA BÖBREĞİNİ SATACAK

Bakınız, bu yılın ilk üç ayında 33 milyar lira faiz ödendi. İlk üç ayında 33 milyar lira! Sormak istiyorum, 33 milyar lira faizi kim ödedi? 82 milyon vatandaş ödedi. 33 milyar lira! Bunların iktidar olduğu tarihten 2019’un Şubat’ına kadar… Bu söylenen 33 milyar üç aylık içeride ödenen faiz, bir de dışarıya ödenen faiz var. Dışarıdan da borç para aldılar. İktidar oldukları tarihten 2019’un Şubat sonuna kadar dışarıya, Londra’daki bir avuç tefeciye ödedikleri faiz 165 milyar Dolar. Bir daha söylüyorum, 165 milyar Dolar parayı bu ülkenin fakir fukarasından aldılar, Londra’daki bir avuç tefeciye verdiler. 165 milyar Dolar! Yeni bir Türkiye inşa edilir 165 milyar Dolarla. 165 milyar Dolar faiz ödeyeceksin, vatandaş sonunda böbreğini satacak.

HÂLÂ EKONOMİDE ÇOK İYİYE GİDİYORUZ DİYE AÇIKLAMA YAPIYORLAR, AKIL TUTULMASI VAR

Bunu vatandaşların görmesi lazım, bunu bizim vatandaşlara anlatmamız lazım. Olay sıradan bir olay değildir, yeniden Türkiye mali kıskaca alınıyor. Boyun eğiyorlar, faizi yükselt yoksa borç vermem diyor. Tıpış tıpış ertesi gün faizi yükseltiyorlar. Dolar aldı başını gidiyor, beylerin keyfi yerinde. Hâlâ açıklama yapıyorlar ekonomide çok iyiye gidiyoruz diye. Akıl tutulması var.
Bakınız değerli arkadaşlarım, bir yıllık fiyat artışı; çarliston biber yüzde 158, sivri biber yüzde 141, kuru soğan yüzde 222, beyaz lahana yüzde 128, kırmızı lahana yüzde 123, patlıcan yüzde 153, pırasa yüzde 182 fiyat artışı. Asgari ücret yüzde 16. Nasıl geçinecek asgari ücretli? Veriyorsun 2 bin 20 lira geçin diyorsun, nasıl geçinecek? Ev kirası mı verecek, okul parası mı verecek, yol parası mı verecek, elektrik parası mı verecek, doğalgaz parası mı verecek, su parası mı verecek, nasıl geçinecek bu adam? Ben bunları söyleyince bana kızıyorlar, ben bunları söyleyince Kılıçdaroğlu terörle iş birliği yapıyor diyorlar. Terörle iş birliği yapan sensin, vatandaşla iş birliği yapan benim.
Evet, terörle iş birliği yapanlar; bir dönem teröristlerin her dediğini yapanlar onlar, ama bu ülkenin vatandaşlarıyla kucaklaşan, bu ülkenin vatandaşlarının derdini dile getiren genel başkan da benim. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum.