İmsak Vakti

    Namaz ve oruç gibi ibadetler, belirli vakitlerde edâ edilmek üzere farz kılınmıştır. Bu vakitlerin başlama ve son bulma sınırları, Kuran-ı Kerim´in ilgili ayet-i kerimeleri ile Hz. Peygamber (s.a.v)´in kavli, fiili ve takriri sünnetlerinde yer alan ölçüler ve astronomi alanındaki bilimsel verilere göre, İslam müctehit ve fakihleri tarafından tespit edilmiştir.

    Namaz ve oruç vakitlerinin belirlenmesinde, dünyanın günlük hareketine bağlı olarak meydana gelen, güneşin doğuşu, batışı, zevâl, fecrin doğuşu, şafağın kaybolması gibi özel durumlar esas alınmıştır.

    Güneşin doğuşu ve batışı gibi kişiden kişiye değişiklik arz etmeyen alametlerle ilgili herhangi bir ihtilaf söz konusu değildir. Ancak, fecrin doğuşu, şafağın kaybolması gibi alametlerin tespiti, farklı değerlendirmelere açık olduğundan mezhepler arasında da bazı farklı içtihatlar bulunmaktadır.

    Orucun başlangıcı ve sabah namazının ilk vakti olan imsak, Bakara Sûresi 187. ayette geçen “Şafağın aydınlığı (beyaz iplik) gecenin karanlığından (siyah iplik) ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun!” ifadesine göre tespit edilmektedir.

    Hz. Peygamber (s.a.s) ayette geçen beyaz ve siyah iplik ifadelerinin mecazî olduğunu ve beyaz iplikle şafağın aydınlığı siyah iplikle de gecenin karanlığının kastedildiğini beyan etmiştir. Alimlerimizin büyük çoğunluğu, Bakara 2/187. ayette fecrin doğuşunun ipe benzetilmiş olmasından hareketle imsakın fecr-i sâdığın ilk doğuş anında başladığını kabul etmişlerdir.

    Fecr-i sâdığın doğuşu orucun başlangıç vakti olmasının yanında sabah namazının da ilk vakti olduğundan, imsak vaktinin belirlenmesinde, Hz. Peygamber (s.a.s)’in sabah namazını kıldığı vakti ifade eden rivayetler de son derece önemlidir.

    Pek çok rivayette O’nun sabah namazını, “gecenin sonundaki karanlık” olarak tarif edilen gales vaktinde kıldığı ifade edilmektedir. Yine sabah namazını kıldırdıktan sonra, mescidden ayrılan sahabenin birbirini tanımadıkları veya ancak tekrar tekrar baktıktan sonra tanıyabildikleri ifade eden çok sayıda rivayet vardır.

    Hz. Peygamber (s.a.s)’in sabah namazını, sahuru bitirip elli ayet okuyacak kadar bir süre geçtikten sonra kıldığı ve sabah namazında kıraatı uzun tuttuğu da düşünüldüğünde, imsak vakti için fecr-i sâdığın ilk doğuş anının esas alınmasını zorunlu kılmaktadır.

    Diyanet İşleri Başkanlığı takvimlerinde imsak vakti ;fakihlerimizin daha ihtiyatlı olarak kabul ettikleri fecrin ilk belirmeye başladığı vakit olarak tespit edilmektedir diye ifade eder. Bu uygulama ilmi veriler ve ilk dönemlerden itibaren Müslüman astronomların fecir tanımları ile de örtüşmektedir. Günümüzde, İslam ülkeleri tarafından yapılan takvimler de aynı ölçü doğrultusunda hazırlanmaktadır. Bu uygulamada fıkhi ve ilmi bakımdan herhangi bir yanlışlık yoktur.

    Yorum Yapın